ayaküstü saçmalıklar
• 15/8/2007 - taşıntım tuttu yine:)
• 10/8/2007 - özlemişim mustafa abi'yi-mustafa abi dizisinden bir kesit:-
Kız doğdu...Öyle derin bir sessizlik olmadığı gibi ölçülü bir sevinç de yaşandı.Herkes yaşına, yakınlığına, yerine ve konumuna göre; muhatabını aynı ölçülülükle tebrik etti.
Gözün aydın, Allah analı-babalı büyütsün, Allah anasına-babasına bağışlasın, sağlıklı sıhhatli ömür versin… hayırlı uğurlu olsun, güle güle kullan, Mustafa Abi, dedim ben de. Sarılıp kucaklayacak oldum; sırtımı sıvazlamakla yetindi. Dokuz doğurmanın ve dokuz doğurduğunu çaktırmamanın yorgunluğuna karşın mağruriyetinden ödün vermeden, sağol ciğerim, dedi. Çaktırmadı ama ben gördüm, gülümsedi...
Uzun zamandır canımızı sıkan, cep telefonlarının fonksiyon yarışına bir son nokta koymak için, elimizdeki model model cep telefonlarını bir masaya yayıp kurcalanmadık yerlerini bırakmadan parça-pinçik ettikten sonra, nihayet bir teknoloji harikasını piyasaya sürmeye hazırdık. Bu nedenle ben ayağa fırlayıp, theperuj, çeçen, apsuva, apsuva, apsuva oynadım, heyhahhhhhhhh diye kendi kedime deju yapıp alkış tuttum; o mağrur ve mütevazı insan başıyla usulca hayatı selamladı. Sonra Hamiyet yengeye seslenip:Al bakalım Zümrüt Hanım, dedi, sana kibrit kutusu büyüklüğünde dünyanın en küçük cep telefonunu yaptım. Gerektiğinde şarjlı el süpürgesi, bisiklet pompası, kürdan, lahmacundan soğan ayıklama cihazı, saç tokası ve ola ki yanlışlıkla sesten hızlı gidecek olursan, sonik bomba alarmı olarak da kullanabilirsin, dedi. Çok sevindi Hamiyet Yenge, teşekkür etti, gözlerinin içi gülerek aldı bu nedeni söylenmeksizin-ki aslında biliyordu- verilen hediyeyi ama içinden “keşke bir Trabzon burması taksaydı” dedi. Onu öyle Mutlu gören Mustafa Abi de çaktırmadan gülümsedi, ama ben farkettim.
O günlerde henüz baba olmasına karşın, özel meseleleri için toplumun çıkarlarını ertelemek istemeyen Mustafa Abi’nin canı çok sıkkındı oysa. Bu nedenle bu çok fonksiyonlu cep telefonunu tamamlayıp bitirmek onu çok rahatlattı. Artık toplumsal ve hatta universal bir sorunu çözdüğüne göre kişisel problemlerine de sıra gelmişti. Kalk biraz dışarı çıkalım ciğerim, dedi. Çıktık...
Gel şu çay bahçesine oturalım ciğerim, dedi. Oturduk...Eh birer çay içeriz değil mi ciğerim, dedi.İçtik...
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 8/7/2007 - güm şiir barakıp gitmiş:)
Günay kaldı bana; şiirlerinden olsa gerek.
Çok çocuktuk oysa biz...
Beş, altı, yedi, sekiz gibi...
Çok çocuktuk
Parmaklarımızla saymaya kalksak yorulurduk..
Günay kaldı.Bir tek onu tanıdığımı sanıyorum şimdi,
şiirlerinden olsa gerekkk.. |
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 27/6/2007 - seyirlik
emlakçı,boya-badanacı,mobilyacı, perdeci vs vs vs derken hiç te bizi açmayan bir koşuşturmacanın içinde buldıuk kendimizi.Bir ara soluklanmak için Nart'ın önerdiği bir filme gidelim bare dedik. Pişman değiliz.
Tavsiye de ederiz... |
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 22/6/2007 - eski defter karıştırmaca
Nereye gittiğimi bilmeden yürüdüğüm günlerden birinde çıktı karşıma. Zaten ben genellikle nereye gittiğimi bilmem, aldırmam. Nereye gittiğimle ayaklarım ilgilenir. Aklım gideceğim yere vardıktan sonra devreye girer. Hani “aklıma esti, çıktım gittim” derler ya...Benim aklıma esmez işte böyle şeyler. Aklıma kalsa, hep yapacak işlerim vardır; gidilecek daha önemli bir yerler...Ama, yüreğim ve ayaklarım öyle mi? Üstelik işbirlikçiler.Yüreğime eser benim, ayaklarım düşer yola...
Mesela bir tek sözcük yüreğimi mengeneye alıp, sıkıştırmaya görsün...Yahut bir resim bile yeter.. Bir telefon; “hadi” diyen dost bir ses... Bana nispet yapar gibi savrulup geçen bir sonbahar yaprağı... Kuşlar (ki onları sevmem aslında, özgür olduklarına da inanmam)...Fotoğraflar...Ayakkabılar...Sırt çantaları...Cüzdan arasında kalmış, yırtılıp parçalanmış bir otobüs bileti...Tren sesi...Teker sesi...Ayak sesi...yol sesi...
Ellerimde kitaplarım mı yoksa alışveriş poşeti mi vardı bilmem; tek hatırladığım, kollarımın dolu oluşu.Karşıma çıktı. Selam verdim. Selam verdi.Yüzüme boş boş bakışından daha önce hiç karşılaşmamış olduğumuz belli oluyordu. Zaten daha önce karşılaşmış olsak, mutlaka hatırladım. Bütün gereksiz ayrıntıları hatırlarım ben. Üç yaşımdan beri biriktirdiğim anılarım var.Evet evet üç yaşımdan beri...Belki zorlasam hafızamı, beni doğurtan ebeyi bile hatırlayabilirim.
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 22/6/2007 - kiraz mevsimi
Mustafa Abi aradı bu gün..."Kızım haftasonu kiraz festivali başlıyor, gelsene ..." dedi.
Bir yerlerde sizi özleyen,düşünen, düşünürken gülümseyen birilerinin olması ne güzel... |
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 20/6/2007 - oh beaa!
öss geçti:)sezonu dokuzda yedi ile kapattık ki; mutluyuz gururluyuz:)
gözlerininn içi gülüyor çocukların pek çoğunun.
işte bu bize kendimizi süperrrrrrrr hissettiriyor.
üzgün olanlar da
var elbet, ben de onlar için üzgüünüm...
Dilerim bir an önce kendileiryle yüzleşirler
öss saçma bi sınav; zamanında ben bile kazandım işte::)) |
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 7/6/2007 - tri niri niri nom:)
Yoğun, çoook yoğun bir çalışma döneminin daha sonu...Çalıuşma programım yavaş yavaş çözülüyor...Nihayet kendime ayıracak zamanım olacak, saçımı filan da tararım belki:P
Ne çok şey var yapılacak;
blogumu epeydir ihmal ettim herşeyden önce
ve sonra
okunacak kitaplar
izlemek istediğim filmler
gidilecek- görülecek yerler
hepsinden güzeli onurun yazdığı oyun, günayın ve sedatın şiirleri, bir ara
sindire sindire okunmak üzere bekliyorlar mail kurtumda:)hem acilen
bayram hoca'lı bir muhabbet gecesi tertiplemeli terasta...ve bir de
canan için veda...
yapacak ne çok iş var şimdi, ne güzel:)
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 6/6/2007 - ev bulamıyoz:)
ortakat, güneydoğu cephe ve otoparklı olsun bir de kızılaya yakın olsun diyoruz emlakçılar içinden uçak da geçsin mi der gibi bakıyorlar:)çok şey mi istiyoruz acaba? |
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 24/5/2007 - ya nasıl kıyarız insana?
Deprem Hoca'yı vurdular...
Çığlık çığlığa acısıyla yüzleşirken Sema Hoca içerde,biz dışarda ellerimiz böğrümüzde kalakaldık öylece...
cana nasıl kıyılır, nasıl...
ACIYI BAL EYLEDİK
Bak şu bebelerin güzelliğine
kaşı destan
gözü destan
elleri kan içinde
kör olasın demiyorum
kör olma da
gör beni
damda birlikte yatmışız
öküzü hoşça tutmuşuz
koyun değil şu dağlarda
san kendimizi gütmüşüz
hor baktık mı karıncaya
kırdık mı kanadını serçenin
vurduk mu karacanın yavrusunu
ya nasıl kıyarız insana
sen olmasan öldürmek ne
çürümek ne zindanlarda
özlem ne ayrılık ne
yokluk ne yoksulluk ne
ilenmek ne dilenmek ne
işsiz güçsüz dolanmak ne
gün gün ile barışmalı
kardeş kardeş duruşmalı
koklaşmalı söyleşmeli
korka korka yaşamak ne
kahrolasın demiyorum
kahrolma da
gör beni
kanadık toprak olduk
çekildik bayrak olduk
döküldük yaprak olduk
geldik bu güne
ekmeği bol eyledik
acıyı bal eğledik
sıratı yol eğledik
geldik bu güne
ekilir ekin geliriz
ezilir un geliriz
bir gider bin geliriz
beni vurmak kurtuluş mu?
kör olasın demiyorum
kör olma da
gör beni
HASAN HÜSEYİN
- acıyı bal eyledik-
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
|
|
|